Cuma, 28 Temmuz 2017

Globalleşen Dünyada Türkiye'nin Konumu

Globalleşen Dünyada Türkiye'nin Konumu

İçinde bulunduğumuz yüzyılda, baş döndürücü hızda yaşadığımız teknolojik değişiklik enformasyon çağı, bilgi toplumu, globalleşme gibi kavramları bizlere sunmaktadır. Dünya devletleri ekonomik hâkimiyetlerini daha geniş sahalarda sağlamaya çalışmaktadır. Büyük devlet arzusu, her devletin idealinde mevcuttur. Ancak; günümüzde ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi devletler bu arzularını tatmin etmek için daha büyük çabalar göstermektedir. Bu devletler büyük olma arzularını gerçekleştirmek için, içinde bulunduğumuz yüzyılda din olgusunu ön plana çıkarmaktadır.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda, baş döndürücü hızda yaşadığımız teknolojik değişiklik enformasyon çağı, bilgi toplumu, globalleşme gibi kavramları bizlere sunmaktadır. Dünya devletleri ekonomik hâkimiyetlerini daha geniş sahalarda sağlamaya çalışmaktadır.

Büyük devlet arzusu, her devletin idealinde mevcuttur. Ancak; günümüzde ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi devletler bu arzularını tatmin etmek için daha büyük çabalar göstermektedir. Bu devletler büyük olma arzularını gerçekleştirmek için, içinde bulunduğumuz yüzyılda din olgusunu ön plana çıkarmaktadır.

Globalleşme veya Küreselleşme anlayışı içinde hareket eden bu ve buna benzer devletler, insanların en hassas duygularına yönelik faaliyetler sergilemektedirler. İngiltere 18. yüzyılın başlarında Osmanlıyı hedef alırken de; öncelikle o toplumun içinde hakim olan İslam Dinini hedef almıştır. Bu doğrultuda misyonerler yetiştirmiş ve Osmanlı sınırları içinde görevlendirmiştir. Fransa ise işi daha başka cepheden almış; daha çok azınlık ruhunu körüklemiş, Ermenileri tahrik edip kışkırtmak amacıyla ajanlar göndermiştir. ABD daha çok ekonomik yaptırımlarla dünyaya açılmış, el altından terörist grupları desteklemiştir. (PYD, YPG, DAEŞ vb.)

Bugün ki Avrupa Birliği'de misyonerlik alanında yaptırım ve yatırım yaparak çeşitli İslam ülkelerinde faaliyetler göstermektedir. Misyonerlik faaliyetleri daha çok ekonomik durumu zayıf ülkelerde at oynatmaktadır. Bu anlamda kendine taraf bulmaktadır. Belçika, Fransa, Almanya gibi adı geçen ülkeler de bu boşluktan yararlanma yollarını seçmektedirler.

Misyonerlik; Latince “missio” kelimesinden gelen sözcük; görev, yetki, bir işi yapması için verilen özel görev anlamındadır.
Misyonerlik, doğrudan kişinin kendisine hitap etmektedir. Genellikle gençleri hedef alan bir harekettir. 19. yüzyılın başlarında “Ajan Okulları” olarak adlandırılan misyonerlik faaliyetleri, daha sonra yerini Hıristiyan propagandasına bırakmıştır.

Türkiye’nin bu faaliyetleri nasıl göğüslemesi gerekir diye bir soru gelebilir aklımıza?
Elbette dünya ile uyum sağlamak Müslüman Türkiye insanının da hakkıdır. Küreselleşen dünyada bizim de söylememiz gereken sözler vardır. Mesela Dünya 5'ten büyüktür... RTE

Globalleşme, yakınlaşma; bir başka ifade ile diyalog olarak da tanımlayabiliriz. Bu anlamda Türkiye’nin tüm İslam ülkelerinden farklı bir konumu vardır. Çünkü İslamiyet, Türk insanı arasında daha demokratik bir zemine oturtulmuştur. Konu, “Dinde zorlama yoktur” anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Tabi ki bu anlayış İslam’ın özünde vardır. İslamiyet’te, aslında misyonerlik yoktur. Misyonerlik bir nevi zorlamak; töhmet altına almak, kısıtlı bırakmaktır. Halbuki İslamiyet’te böyle bir şey yoktur. Hoşgörü vardır. Saygı vardır. İyilik vardır, yardım severlik vardır…

Misyonerlerin globalleşme veya küreselleşme süreci içinde hedeflerinde İslam dünyası; İslam dünyası içinde de Türkiye vardır. Müslüman Türk insanı vardır. Karşımızda büyük güçler vardır. Bu güçlere karşı bizim de yapacağımız şeyler vardır. Öncelikle “kendimiz olma” yolunda ciddi adımlar atmalıyız. Kendi inancımızı iyi bilmeliyiz. Kendi ekonomimizi canlandırmalıyız. Kendi kültürümüzü yaşamalıyız. Bizi millet yapan değerlerimize iyi sahiplenmeliyiz. Tek devlet çatısı altında birleşmeyi bilmeliyiz. Rabia işaretimiizi unutturmayıp anlatılmak istenen Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Millet, Tek Vatan ruhunu aşılayıp bu bilinçle hareket etmeliyiz.

Diyalogdan kaçmamalıyız. Türkiye dünya dengeleri içinde söz sahibi olmalıdır. Küresel güç dengeleri içinde başarılı adımlar atılabilmesi için kaliteli bir eğitim yapmalıyız. Dünya ülkelerine hitap edecek liderler yetiştirmeliyiz. ”Recep Tayyip ERDOĞAN“ gibi.

Globalleşmeden ve küreselleşmeden; başka bir söylemle diyalogdan kaçamayız. Ancak, globalleşme adına günümüzün “büyük devletlerince” yürütülen sinsi oyun ve planlara karşı da, toplum olarak  “milli ve manevi kimliğimiz”den asla taviz vermemeliyiz.

Dünyayı tanımalıyız. Ülkelerin dillerini, inançlarını ve tarihlerini tanımalıyız. Bunun için de kaliteli insanlara ihtiyaç vardır. Dünyayı tanımadan, o coğrafyayı bilmeden, küresel güç dengeleri içinde yerimizi alamayız. Önce evimizi 21.yüzyıla hazır hale getirmeliyiz. Bilim ve sanayi ,teknoloji ve eğitim alanında yeterli donanımına sahip olmalıyız. “Napolyon Bonaparte; O dar boğazların Ruslara teslim edilmesindense dünyanın yarısını terk etmeyi tercih ederim.” Coğrafi konumumuzun önemini anlayıp dünyanın merkezi olma yolunda gerekli stratejiler gerçekleştirmeliyiz. Tüm İslam ülkelerinin umudu haline gelen Türkiye’nin sorumluluğu gün geçtikçe daha da artmaktadır. Filistin için, Suriye için, Arakan için demokrasisine darbe vurulan Mısır halkı için kısacası ümmet için gerektiğinden fazla yükün altına girmesi gerekmektedir. Milli savunma sanayisinde yerli yazılım ile  Atak helikopteri, Altay tankı, savaş gemileri, insansız hava aracı vb. projelerle dünyanın büyük güçlerini endişelendiren Türkiye, dünya dengelerini değiştirmek adına gerekli AR-GE çalışmalarını sürdürmesi gerekmektedir. Enerji alanında gerçekleştirilen yatırım projeleriyle seviye atlayan Türkiye, siyasi alanlarda da çok boyutlu diplomatik ilişkilerde bulunması gerekmektedir.

Tek boyutlu denge politikaları yerine çok boyutlu dış politika ile daha yoğun bir şekilde hayata geçirmek zorundadır. Dolayısıyla yalnızca Avrupa’ya endekslenmiş bir politika yerine ABD, Rusya ve Uzakdoğu’yu da kuşatan, kendi geleceğini köklerinde arayan Türkiye günümüzde olduğu gibi gelecekte de insan haklarının, özgürlüğün, demokrasinin ve adaletin teminatı olacaktır.

Mustafa Kiraz
Sosyal Politikalar Başkanı

(18 oy)