Salı, 08 Ağustos 2017

Türkiye'de Mülteci Sorunu

Türkiye'de Mülteci Sorunu

Değerli okurlar ;bu çalışmanın temel amacı, evrensel bir nitelik taşıyan mülteci davranışı ile Türkiye’ye sığınan sığınmacıların davranışını; göç alan toplum davranışı ile Türk toplumunun davranışını karşılaştırmak, bu suretle mülteci krizindeki davranışların evrensel bir nitelik taşıyıp taşımadığını tespit etmektir. Bu çalışmamız neticesinde, Türkiye’ye göç eden sığınmacıların ve bu göçü kabul eden Türk toplumunun davranış, beklenti, algı ve kaygılarının evrensel nitelik taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Değerli okurlar ;bu çalışmanın temel amacı, evrensel bir nitelik taşıyan mülteci davranışı ile Türkiye’ye sığınan sığınmacıların davranışını; göç alan toplum davranışı ile Türk toplumunun davranışını karşılaştırmak, bu suretle mülteci krizindeki davranışların evrensel bir nitelik taşıyıp taşımadığını tespit etmektir. Bu çalışmamız neticesinde, Türkiye’ye göç eden sığınmacıların ve bu göçü kabul eden Türk toplumunun davranış, beklenti, algı ve kaygılarının evrensel nitelik taşıdığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, Sığınmacıların Türkiye’ye etkilerini analitik bir gözle değerlendirebilmek, mülteci krizinin güçlü ve zayıf yönlerini belirleyebilmek, fırsat ve tehditleri belirleyebilmek maksadıyla yapılan SWOT analizlerinin neticesinde, toplumsal kabul ile sosyal uyum sürecine zamanlı ve birbirini destekleyici politikalar ile yürütülmesinin önemli olduğu sonucuna varılmıştır.

multeci sorunu

“Çalışmak ve daha iyi yaşama olanakları bulmak umuduyla, insanların oturdukları yeri bırakıp başka yörelere yerleşmesi hareketi olarak bilinen göçlerin etkisi sadece bireylerin coğrafi değişikliği ile sınırlı kalmamakta göç eden ve göç alan toplumlarda zaman içerisinde toplumsal davranış biçimlerinin oluşmasına neden olmaktadır. Sürecin uzaması ile mülteciler gittikleri ülkelerde siyasi, ekonomik, sosyal ve güvenlik alanında çeşitli etkiler yaratmaya başlamışlardır.”

Göç, Zorunlu Göç, Mültecilik

İnsanlık tarihi kadar eski bir olgu olan “göç” kavramı dünyanın gündeminde her zaman önemli bir yer tutmuş, tarih boyunca meydana gelen göçler, dünyanın bugünkü nüfus dağılımını, sosyo-ekonomik yapısını ve kültürel gelişimini şekillendirmiştir. Göç kısaca “bireysel ya da kitlesel yer değiştirme eylemi” olarak tanımlanmaktadır. İnsanların farklı coğrafyalar arasındaki bu hareketi bireysel ya da küçük topluluklar halinde olabildiği gibi, özellikle savaş durumlarında kitlesel düzeyde de olabilmektedir.

Göç edenler farklı bir dil öğrenmede, yabancı bir kültüre uyum sağlamada alışkanlıklarından farklı değişik bir yaşama alışmada güçlüklerle karşılaşabilmektedirler.Toplu göç ve mültecilik, zorlu ve geleceği belirsizlikler içeren bir yaşamı ifade etmektedir. Mültecileri ülkelerinden göç etmeye zorlayan nedenler, çoklu travmaların görülmesine sebep olmakta, bu çoklu travmalarla beraber gelinen ülkedeki yaşam koşulları, sığınma politikası ve insan haklarına verilen değer, mültecilerin kaderini tayin etmede önemli unsurlar olarak rol almaktadır. Mülteciler genellikle geldikleri ülkede travmalar nedeni ile ihtiyaç duydukları psiko-sosyal destek yerine ülkedeki kötü yaşam koşulları içinde çaresiz bırakılmaktadır. Üstelik gelinen ülkede mültecilerin kendi ayakları üzerinde durmasına yardımcı olacak ve sosyal işlevselliklerini harekete geçirecek olan çalışma hakkı da genellikle verilmemektedir.

Türkiye’deki Mülteciler

15 Mart 2011 tarihinde, Arap Baharı olarak bilinen gösteriler ile başlayan Suriye Krizi’nde Nisan ayı itibariyle ortaya çıkan çatışma ortamı ülkeyi bir iç savaşa doğru sürüklemiş, iç savaşın ülke geneline yayılması ve hayatın yaşanmaz duruma gelmesiyle birlikte kendilerini risk altında hisseden, temel ihtiyaçlarını ve güvenliklerini karşılayamaz duruma düşen Suriyeliler çareyi ülkelerini terk etmekte bulmuşlardır.

Türkiye’ye gelen Mülteciler ilk aşamada sadece sınır illerinde ve kamplarda ikamet etmişlerdir. İç savaşın uzaması ile kamp sayısı yetersiz kalmaya başlamış, kamplardan bağımsız olarak bir kısım Suriyeli kamplar yerine, sınır illerinde veya ilçelerinde akrabalarının yanında ya da kiraladıkları evlerde ikamet etmeyi tercih etmeye başlamışlardır

Zaman içerisinde Suriyelilerin %85’i kamp dışındaki illerde yerel halk ile birlikte yaşamını sürdürmeye başlamıştır. Savaşın süresinin uzaması, Suriye’den gelen göç dalgasını beklentinin çok ötesine çıkarmıştır. Türkiye, mevcut durum itibarıyla üç milyona yakın Suriyeliyi sınırları içerisinde misafir etmekte, geniş kapsamlı bir mülteci krizi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Özellikle sınır illerinde yaşayan yaklaşık on milyonluk nüfus bir anda iki milyona yaklaşan bir nüfusu ağırlamak durumunda kalmıştır. Kısa vadeli değerlendirmeler Suriye içerisindeki silahlı çatışma ve güvensizlik ortamının artarak devam edeceği ve bir barış antlaşmasının sağlanamayacağını işaret etmektedir. Daha uzun vadeli değerlendirmeler ise mevcut krizin 3-4 yıl daha devam edebileceği, krizin düşüşe geçişi ve ülkede tam anlamıyla istikrarın sağlanmasının 8-10 yılı bulabileceği yönündedir.

“Evrensel olarak her geçen gün yaşadıkları ülkede tutunmayı başaran insanlar, özellikle de ülkeleri daha kötü koşullara sahipse, savaş ortamı varsa, geldikleri ülkede kalmayı tercih etmektedirler. Türkiye’de yaşayan Suriyeliler, ülkelerinde barış ve huzur ortamı sağlanırsa geri dönebileceklerini söyleseler de bunun kısa ve orta vadede imkânsızlaştığını da kabul etmektedirler. Yani Türkiye’deki Suriyelilerin çok ciddi bir bölümünün geri dönmeme ve sürekli olarak Türkiye’de yaşamayı tercih etme olasılıkları oldukça yüksektir.”

Evrensel mülteci profili incelendiğinde, mültecilerin ağırlıklı olarak farklı dil, kültür ve yaşam tarzına sahip oldukları, sosyo ekonomik düzeylerinin düşük olduğu, sığınma talebinde bulunan nüfus içerisinde kadın ve çocuk oranının yüksek olduğu ve eğitim seviyelerinin düşük olduğu görülmektedir. Türkiye’de geçici sığınma altındaki Suriyelilerin profili incelendiğinde de Suriyelilerin evrensel mülteci profili ile benzer özelliklere sahip olduğu görülmektedir. Türkiye’deki Suriyelilere evrensel mülteci hakları içerisinde yer alan insani standartlarda muamele hakkı, sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı ve seyahat edebilme hakkının bir hak olarak değil ama imkan olarak sağlanmaktadır. Suriyeliler herhangi bir sınırlama olmaksızın ülke içerisinde seyahat edebilmekte ve ikamet edebilmektedirler.

Toplumun Suriyelilere bakışına gelince araştırma bulguları; Türkiye’de Suriyeliler konusunda zaman zaman ırkçılığa, yabancı düşmanlığına, nefrete varacak olumsuz tavırlara rağmen genelde “toplumsal kabul” düzeyinin olağanüstü yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

“Toplumun Suriyeliler ile arasına çok ciddi bir kültürel mesafe koyduğunu (%45,3), Suriyeli çocukların eğitimi konusuna sıcak bakıldığını (%72,5), Suriyelilerin ekonomiye getirdiği yükün önemsendiği ve ekonominin zarar gördüğü düşüncesinin hakim olduğunu (%70,8), halkın yarıya yakının sürekli çalışma iznine sıcak bakmadığını (%47,4), geçici çalışma izni konusuna nispeten daha sıcak bakıldığını (%32), Suriyelilere vatandaşlık verilmesine sıcak bakılmadığını (%84,5), Suriyelilerin güvenlik riski oluşturduklarının düşünüldüğünü (%62,3), toplumun yarıya yakının Suriyelerin ülkelerine geri dönmelerini beklediğini (%45,1), Suriyelilerin Türk toplumuna uyum sağlayacaklarına inanmadıklarını (%66,9) ortaya koymaktadır.”

Türkiye’deki Suriyelilerin Toplumsal Etkilerine ilişkin SWOT Analizi

Güçlü Yönleri ; •Aynı etnik köken •Aynı mezhep •Nüfusun günlük yaşama entegre olma potansiyeli •Nüfusun büyük bölümünün farklılıklara daha çabuk uyum sağlayan çocuk ve genç nüfustan oluşması

Zayıf Yönleri  ; •Farklı dil •Farklı kültür •Farklı yaşam tarzı (Erken yaşta evlilik, çok eşlilik vb.) •Farklı etnik köken •Farklı mezhep

Türkiye’deki Suriyelilerin Ekonomik Etkilerine İlişkin SWOT Analizi

Makro düzeydeki fırsatlar •Suriyelilerin sermaye, yatırım ve ticari bağlantılarını Türkiye’ye taşıması, •Dış sermaye girişi •Tüccarların Türkiye mallarını sahip oldukları ticari iş bağlantıları üzerinden Ortadoğu pazarına ulaştırması (ihracata katkı)

Mikro düzeydeki fırsatlar •İnsani yardım malzemelerinin yerel firmalardan temin edilmesinin sınır illerinin ekonomisine canlılık sağlaması •Suriyeli yatırımcılar için limanın sunduğu ticaret imkanı ve bazı illerin ticaret potansiyeli •İşgücü artışının yatırımcılara sağlayacağı katkı •İşlerini Türkiye’ye taşıyan Suriyeli küçük işletmecilerin üretime katkı sağlaması •Suriyelilerin yarattığı yeni ekonomi, illere ekonomik hareketlilik getirmesi

Makro düzeydeki tehditler ;•Mülteci krizinin yüksek maliyeti •Maliyetin Genel Bütçeye getirdiği yük •İşletmelerin kaçak olmasından kaynaklı vergi kaybı

Mikro düzeydeki tehditler ;•Sınır illerindeki kira fiyatlarında artış •Sınır illerinde kiralık ev bulmada zorluk •Sınır illerinde hayat pahalılığı ve enflasyon artışı •Kaçak küçük işletme sayısındaki artış •Suriyeli esnaf ile yerel esnaf arasında haksız rekabet Algı düzeyindeki riskler •Halkın Türk ekonomisinin Suriyelilerden dolayı zarar gördüğü algısı •Halkın Türkiye’de yoksullar varken Suriyelilere yardım yapılmasına itirazı

Suriyelilerin Güvenlik Üzerine Etkileri

Türkiye’de Suriyeliler konusu günlük hayatın ve siyasetin bir parçası haline gelmiştir. Toplumsal kabul düzeyi konusundaki olumlu tabloya rağmen son bir yılda Suriyeliler konusunda kaygı yaratacak toplumsal olaylar meydana gelmeye başlamıştır. Bu güne kadar oldukça yüksek bir toplumsal kabul gösteren ve Suriyelilere destek olmaya çalışan Türk toplumu içinde bazı grupların, süreç iyi yönetilemezse, hızla yabancı düşmanlığının yayılması, nefret üretme ve saldırılara yönelebilme ihtimali yüksektir.

SONUÇ

Sonuç olarak, Türkiye’deki Suriyeli profili, Suriyelilerin beklentileri ile toplumun davranış ve kaygılarının evrensel nitelikte olduğu görülmektedir. Gerek sosyal uyum gerekse toplumsal kabulde evrensel özellikten ayrılan iki unsur karşımıza çıkmaktadır. Bunlar toplumun Suriyelilere ilişkin yüksek kabul oranı, Suriyelilerin ise Türkiye’de olmaktan duyduğu memnuniyettir. Bu iki unsurun sürdürülebilir olması Suriyeli mülteci krizinin yabancı düşmanlığına dönüşmemesi ve toplumsal çatışma ortamına neden olmaması açısından önemli görülmektedir. Suriyelilerin Türkiye’ye yerleşmeleri kendiliğinden bir uyum süreci ile başlamış olmakla birlikte hukuksal açıdan ve kamu politikaları yönüyle desteklenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Nitekim bölgede yapılan saha araştırmalarına ilişkin bulgular toplumsal kabul ile sosyal uyum sürecinin eş zamanlı ve birbirini destekleyici politikalar ile yürütülmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır.

Mülteciler ya ülkelerine geri dönmeli ya da başka bir üçüncü ülkeye gidebilmelidir. Beş yıl sonra hala Türkiye’de kalıyor ve Türkçe öğrenmemiş olurlarsa, kendilerini toplumun bir parçası gibi hissetmezlerse ev sahibi toplumdaki kızgınlık büyüyebilir, büyük bir etki oluşturabilecek insan hakları sorunları, güvenlik sorunları ve sosyal sorunlar ortaya çıkabilir.Sosyal uyum konusunda ikinci öncelikli konunun ise çalışma hayatına katılım yani “istihdam” konusu olduğu görülmektedir. Ancak bu alanın Türk toplumunun kabulü boyutunda ciddi hassasiyetleri bulunmaktadır. Sosyal uyumun önemli diğer ayağını oluşturan istihdam konusunun çok daha detaylı ve titiz çalışmalar ve araştırmalar neticesinde hayata geçirilmesi toplumsal, ekonomik ve güvenlik boyutunda önemlidir.

Aslında tek cümle ile Türkiye de mülteci sorunu yoktur. Türkiye harici ülkelerin mülteci sorunu vardır. Biz TEK DEVLET’imize sığınmış olan dünya mazlumunun ,TEK BAYRAĞI olan TEK VATAN’ımıza dünyayı sığdıracak kadar yüreği büyük bir TEK MİLLET’iz.

Kaynakça ;

AFAD Başkanlığı, (2013). Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacılar, Saha Araştırması Sonuçları.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1970).
BM, (1951). Mültecilerin Hukuki Durumlarına İlişkin Cenevre Sözleşmesi.
Sanduvac  (2013). Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Sığınmacılar için Durum Analiz Raporu.
“Syria Regional Refugee Response”, UNHCR.
“Middle East Gypsies”, & “Figures at a Glance”
Tesam Akademi Dergisi (2015) "Mülteci Davranışı ve Toplumsal Etkileri: Türkiye'deki Suriyelilere İlişkin Bir Değerlendirme" Ayşe Şebnem TUNÇ

Bekir Kurt
Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı

(3 oy)